News,  Others,  People,  Post

Etrafımız Aynalarla Çevrili

Aynaları zaman zaman sever önünde dakikalarımızı geçiririz, zaman zaman hiç sevmez, bakmaya tahammül edemeyiz. Peki ya etrafımız aynalarla çevrili ise!

Ya bir ömür aynalarla kaplı bir oda içinde yaşıyorsak? Böyle bir durumda ilk aklıma gelen muhtemelen bir süre sonra delireceğim olurdu. Aynalarda gördüğüm kişilerle konuşur, kendi sosyal ihtiyaçlarımı gidermeye çalışırdım. Onlara sinirlenir, onlarla sevinirdim. Bir süre sonra da onların hepsinin ben olduğunu unuturdum ve dünyamı öyle kurardım.

Peki ya zaten onların hepsinin ben olduğunu unuttuysam?

Debby Ford ‘Işığı Arayanların Karanlık Yanı’ adlı kitabında, gördüğümüz ve karşılaştığımız her şeyin; kendimizin bi yansıması olduğunu uzun uzun anlatmış. Işığı bulmamız için karanlığımıza odaklandığımızı ve bunun yanlış olduğunu; aslında ışığımıza odaklanarak o ışığı büyütebileceğimizi ve karanlığımızı küçültebileceğimizi söylüyor.

Bizim hoşumuza giden, gitmeyen; kendimizden bile sakladığımız, sakladığımızı bile unuttuğumuz bazı özelliklerimiz; ya da bizde olmasından büyük gurur duyduğumuz ve övündüğümüz özelliklerimizin her biri; bizi biz yapan bir başka yapı taşımız. Bu yapı taşlarımızı, varlığını gizlemeden ya da fazla abartmadan; olduğu gibi kabul ettiğimiz zaman, dünyamız daha kabul edilebilir bir yaşam alanına dönüşüyor.


Yaratan, evreni o kadar kusursuz yaratmıştır ki hiçbir eksik, yanlış olmadan varlığını devam ettirmektedir.

Evren o kadar bizden yanadır ki; bize her gün, her dakika, her saniye daha iyi bir dünya algısına ulaşabilmemiz için; sayısız kanıtlar sunar, yüzümüze vurur. Eğer ki biz bunu göremiyorsak; ‘etrafımız duvarlarla çevrili’ demek isterdim ama etrafımızda manzaramızı engelleyen bir şey olmadığını söyleyebilirim. Onun yerine kalbimiz duvarlarla çevrili demek daha doğru olur. Eğer kalp gözünüzü kapattıysanız; evren sizi yerden yere de vursa; siz etrafınıza bakacak ve etrafınızdaki her şeye sinirlenecek, belki de kızacak ya da üzüleceksiniz. Karanlık yanınıza odaklanacaksınız.

Evrenin yaptığı sizi üzmek ya da sinirlendirmek değil aksine sizin mutluluğunuz için uğraşmak olduğunu söylesem!

Düşünün ki ağlayan bir çocuğu susturmaya çalışıyorsunuz. Ne istersin sana ne alayım, senin için ne yapayım diyorsunuz cevap yok, ağlamaya devam ediyor… Yapabileceğiniz her şeyi önüne sunuyorsunuz; yok, bir türlü susturamıyorsunuz. O çocuk o kadar kendini kaptırmış ki, gözlerini bile kapatmış bağıra bağıra ağlıyor. Siz de sinirleniyorsunuz bu duruma; içinden çıkamıyorsunuz; sonra da karşılıklı bir duygusal çekişme başlıyor, ve sonuç alamıyorsunuz bir türlü. Evrenle aramızdaki çekişme tam olarak böyle. Aslında o ağlayan çocuğun tek istediği sıcacık bir kucaklama! Kucağınıza aldığında belki ağlamaya ve sizi ittirmeye devam edecek; çünkü kaptırmış kendini, normali olmuş bu; ama biraz sabreder ve ona sevginizi, sıcaklığınızı yansıtmaya devam ederseniz; sakinleşecek ve her şey normale dönecek. O ağlayan çocuğu karanlık yanınız olarak görebilirsiniz. Size olumsuz gelen herşey! Onu ışığınızla kucaklayıp, sevginizi sunarsanız aydınlatacak ve daha aydınlık olacaksınız.

Evrenin bizlerden farkı, onun her zaman kucaklayıcı olması. Etrafınızda, günlük hayatınızda gördüğünüz, karşılaştığınız her şey ve herkes evrenin bizlere yansıttığı bir aynamız. Evet biraz iddialı ama; bu güne kadar yüzyıllardır; bazı evliyaların, bazı büyük düşünürlerin ve bazı psikiyatristlerin savunduğu bir düşüncedir bu. En azından üzerinde düşünmeye ve test etmeye değer!


Karşılaştığımız ve bize olumlu yansımaları olan aynalarla çok ilgilenmeyiz. Olduğu gibi kabul ederiz nasıl olsa olumlu üzerine ekstra düşünmeye gerek yoktur. Yaşar, tadını çıkarırız. Olumsuz yansımalarımızı düşünüp, üzerine birazcık çalışabilirsek daha huzurlu, mutlu bir hayatın kapısını açabiliriz.

Peki nasıl?

Karşılaştığımız bazı insanlar bizim çok da hoşlandığımız insanlar olabiliyor. Hatta bazılarından kurtulamayacak derecede etrafımızdadırlar. Onlar aslında bizim yansımamız!

Onlara sinirlendiğimiz ya da üzüldüğümüz ya da sevmediğimiz, takıldığımız her ne varsa; onu kendi içimizde aramalıyız. Hayatınızda kaç sefer, ne zaman öyle oldunuz? Ne zaman aklınızdan geçirdiniz, ya da hangi şartlar altında öyle olurdunuz?

Biliyorum; hiçbir zaman diyenler çok fazla. Ama lütfen hayır demeden önce düşünün; kendinizin bile hatırlamak istemediği zamanlar olabilir. O anları bulmanız çok önemli. Peki bulsanız ne işinize yarayacak?

O zaman; o halinizi ister kendi kafanızda bir karakter, ister başka şekle bürünmüş bir insan olarak düşünün; ya da isterseniz sadece ona bir isim takın; ama onu kişiselleştirin ve lütfen sorun, ‘bana ne kazandırdın?’. Onun size kazandırdığı mutlaka bir şeyler var. Onu bulun, ve teşekkür edin, ve sıcacık kucaklayın o kişiselleştirdiğiniz bir başka sizi. O zaman göreceksiniz ki; bir daha size engel olmayı ya da size olumsuz bir şeyler hissettirmeyi bırakacaktır.

Örneğin; birisine yaptığı bir şeyden ötürü çok sinirleniyorsunuz. Sinirlendiğiniz şeyi siz ne zaman, kaç sefer yaptınız? Ya da hangi şartlar altında yapardınız? Bu sinirlendiğiniz şeyi size yaptıran karaktere ismini verdikten sonra sorunuzu sorun. ‘Peki sen böyle davranarak bana ne kazandırdın bu hayatta?’ Cevabını size kendisi verecektir tabiki. Örneğin ‘ bu güne kadar bu şekilde davranarak seni ….‘den korudum’ diye bir cevap aldınız. Bu size iç huzuru getirecek ve aynı konuya sinirlenmenize mani olacak büyük ölçüde. Davranışı anlamlandırmış olacaksınız.


Bizim olumsuz yansımalarımız bize ait, dışarıdan insanlar ya da olaylar sadece aracı.

Sinir, kırgınlık, üzgünlük bizlere ait. Başka kişi ya da olayların bizlere yansıttığı yanımız! Bize yansıtanlardan acısını çıkarmak, onları suçlamak yerine; kendi duygularımızı düşünüp kendimiz üzerine çalışmak daha uzun vadeli ve yapıcı bir çözüm olur.

Her zaman uygulanabilir olması da bizim kendimizi daha iyi tanımamıza daha da yakınlaştırır.

O halde evren bize her zaman bizim aynalarımızı yansıtacak; bizi bize hatırlatmaya, ve huzurumuza, kendi benliğimize daha da yaklaşmamıza yardım edecek. Tek yapmamız gereken anlamak, kucaklamak.

Evrenin bizlere bağıra bağıra söylemesine gerek kalmadan anlayabileceğimiz, daha huzurlu bir dünya ne kadar yakınımızda? Kalbimizi evrene açalım ve görelim…

Evren kusursuz, biz insanlar bazen bu kusursuzluğa uyum sağlamakta başarılı olamayabiliyoruz. Evrenle uyum içinde yaşadığımızı kendimize hatırlatarak evrenin kucaklamasına kendimizi kapatmamış oluruz. Aydınlığımızı çoğaltalım, yayalım ki yansımalarımız da bize ışık saçsın…


‘Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, sen zaten bunlara sahipsin. O yüzden sana bir ayna getirdim. Kendine bak beni hatırla’.

 Mevlana…

Ilknur Yildiz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir