News,  Others,  People,  Post

Hayatın Kontrolü

Biz mi hayatı yaşıyoruz, yoksa o mu bizi yaşamaya zorluyor? Hayatın kontrolü kimin elinde?

Hayat kelimesine bakış açımız bu sorunun cevabını verebilir. Hayat sence ne demek?

Hayatın Kontrolü

Bu sorunun cevapları birçok etkene bağlı. Fiziksel olarak büyürken; olgunlaşmanın ne kadarını gerçekleştirebildiğimiz, kendimizi hangi alanlarda geliştirebildiğimiz, büyüdüğümüz ortam, inançlarımız gibi birçok alan etkili.

Hayatımızı kendimiz mi seçtik?

Bu hayata gelirken bize seçim verildi mi verilmedi mi bilemiyorum ama; birçok inanışta; dünyada bir hayat yaşamanın, evrendeki -ahiret hayatı da dahil olmak üzere- en iyi seçeneklerden biri olduğu belirtilmiş. Bizler bu hayatı yaşarken bazılarımız sorguluyor olabilir tabi “acıdan başka birşey görmedim, nerede bu en iyi” gibi cümlelerle.

Bu hayata gelirken bildiğimiz kadarıyla kendi seçimimiz olmadığından nasıl bir aileye geldiğimizi; nasıl bir ortamda büyüyeceğimiz gibi seçimleri yapamadığımız aşikar. Yapabiliyor olsaydık zaten birçoğumuz; sizlerin de bu yaşınızda ve koşullarda ilk aklına gelen belli kriterleri arardı. Aslında burada olaya şu gözle bakmalı; eğer seçme şansımız olsaydı ve bir bebek mantığıyla seçiyor olsaydık muhtemelen en iyi olasığı yani sevgiyi seçerdik. Bebekler sevgi arar, şevkat arar, sıcaklık arar. Zenginlik, şöhret, başarı vs gibi kavramlar anlamsızdır onlar için.

Bir söz vardı aklımda kalan ama sözün tam kimin söylediğini anımsayamadığım, bulamadım da. Söz şöyle: “İnsan en bilge haliyle doğar, yaş aldıkça cahilleşir, en cahil haliyle ölür”. Buradaki bilgelik, en çok bilgiye sahip olmak değil; insanlığın özü olan değerleri yaşıyor olmaktan bahsediyor. Bebeklere ya da çocuklara “onlar melek” diye söylememizin sebebi de bu olsa gerek. Belki de tabirlerimiz yanlış. Onlar ‘melek’ değil sadece gerçekten ‘insan’ olmayı laiğiyle yaşıyorlardır. Bizler yaşlandıkça insanlığımızdan mı uzaklaşıyoruz ki acaba? Biz insan olabilmenin zaruri hitiyaçlarını unutup; bize toplumlar ve yönetimlerle dayatılan, yaşamak zorunda bırakıldığımız hayatın kargaşasında; mutluluk kavramımızı yitirerek, tüketim topluluğuna ayak uydurmak zorunluluğu ile ne yaşadığımızı bilmeden yaşıyoruz belki de.

Çocukluğun en büyük hediyesi, Duygular!

Günümüzde de sevgisiz ortamda yetişen çocuklara baktığımızda daha fazla olumsuz özelikleri olabiliyor. Büyüdüklerinde de durum değişmiyor. İşin aslı şu ki, psikolog Doğan Cüceloğlu’nun da belirttiği gibi; “Çocukluk duygularımız, bizlerin ana vatanıdır”. Çocukluğunuzda hangi duygularla büyüdüyseniz, kendi hayatınızı özgürce yaşamaya başladığınızda da o duygulara sarılırsınız. Etrafınızdaki insanları, evleneceğiniz kişiyi hep o duygu çerçevesinde seçersiniz. Ailenize kızıp da, ben asla bunu yapmam dediğiniz şeyleri yaparken bulursunuz kendinizi. Çünkü o sizin konfor alanınızdır. Bu zincir böyle devam eder; ta ki siz gerçekten bazı şeylerin değişmesini isteyene kadar. Değişmesini isteyip de nereden başlayacağını bilemeyen ya da düşüncelerinde kaybolan kişiler; muhtemelen kendi hayatından da memnun kalamayacağı için öfkeli bir kişilik olur.

Hayatın Kontrolü
Duygusal Zeka

Hayatın beni yaşamaya zorlamasındansa, ben hayatımı yaşıyorum diyebilmenin, depresif olmaktansa mutlu olabilmenin bir formülü; hatta bence başlangıç noktası Duygusal Zekayı geliştirmek. Duygusal zeka kavramının en çok şirketlerde kullanılmasının sebebi; stresin, öfke kontrollerinin, kişi yönetimindeki etkili kuralların, duygusal zekayı geliştirmek olduğunu farkettikleri için olsa gerek.

Aile gibi küçük topluluklarda duygusal olaylar sık yaşansa dahi, toplum yapımızın kabullenme temelli geleneğinden gözlemlemek ve farketmek oldukça zor. Fakat büyük şirketler daha açık fikirli olduğundan, dinamik ve değişken yapısıyla duygusal bir topluluktan ziyade mantıksal bir topluluk olduğundan; ve buna bağlı olarak da kabullenme geleneği burada daha az uygulanabilir olduğundan; farkına varmak ve geliştirmek daha kolay. Şirketler ailelerden ziyade hedef uğruna, mantık çerçevesinde iletişimi baz alır.

Aile İçinde Duygular

Ailelerde duygusal ve belli bir hedefin olmadığı bir yapı vardır. Ailesiniz ve ömrünüz boyunca duygusal bir bağla bağlısınız. Dolayısıyla burada duygular fütursuzca yaşanabilir. Duygu kontrolüne gerek yoktur. Şirketlerde bunu yapamazsınız. Öfkelenip de birine avazınız çıktığı kadar bağıramazsınız. Duygu kontrolü, günümüzde en çok yöneticilerden, fakat tüm çalışanlardan beklenen birşeydir. Böyle topluluklarda, herhangi bir çalışana saygı duymak zorundasınız, empati yeteneğinizi geliştirmek zorundasınız. Duygu kontrolü derken aslında; yaşamak istediğiniz duyguları kendiniz seçebilme özgürlüğüne sahip olduğunuzdan, istemediğiniz duygulara verdiğiniz tepkileri de kontrollü yapabileceğinizden bahsediyorum. Duyguları bastırmak, yok saymak vs gibi daha da zarar verecek bir durumdan bahsetmem mümkün değil. Duygu kontrolünde ‘anlayış’ vardır. Kendine ve diğerlerine…

Aile içinde ise hiç dikkat etmenize gerek yoktur. Birbirlerine saygısızca küfürleşerek kavga eden çiftler, birbirine giren kardeşler, çocuklarından memnun olmayan anne-babalar ya da ailesinden memnun olmayan çocuklar o kadar çok ki. Bir düşünün; duygusal zekası yüksek eşler, birbiriyle tartışırken dahi birbirlerine kötü sözler sarfetmeden, saygı çerçevesinde yapsa; empati yeteneğini eşi için de kullansa, evin içinde daha fazla huzur olacağından; daha sakin ve huzurlu ortamda yetişen çocuklar olacaktır. Bu çocuklar da büyük ihtimalle ailesinden gördükleri gibi; empati yeteneği güçlü, öfke nöbetleri olmayan birbirlerine saygılı bireyler olarak büyüyecekler. Büyüdüklerinde herkesin birbirine anlayışlı olduğu, empati yaptığı bir ortam zaten doğal olarak sağlandığında; herkes herkesten memnun bir biçimde hayatlarını yaşıyor olacaktır.

Hayatın Kontrolü

Duygusal zekayı şirketlerden önce aile içinde geliştirirsek; yeni yetişen nesillerin şirketler içinde bununla tekrar uğraşmasına gerek kalmayacaktır. Bununla birlikte çocukluktan böyle yetişmeyen bireylerin olgunlaşma süreçleri; kendi duygusal zekalarını geliştirerek kendileri tamamlamış ya da tamamlamaya yakın olacaktır. Bu da kendini daha iyi tanıma, daha iyi kararlar verme, kararsızlıklarının ve pişmanlıklarının üstesinden gelmeyi; ve bu da hayatta daha mutlu bir çerçeve çizmeyi sağlayacaktır.

Eş Seçiminde Duygular

Eş ve çevre seçimlerini daha bilinçli yapabilir ve çocukluk duygularının baskısından kurtulmuş olabilirler. Hayatta madalyonun iki yüzü olan kısımlar vardır; fakat biz genlerimizin bize verdiği duygu birikimiyle bazen tek tarafını görebilme bahtsızlığı yaşayabiliyoruz. Her iki tarafını görebilmeyi sağlamak için duygularımızı kendi kontrolümüz altına alabilmemiz gerek. Mutlu bir aile istiyorsanız eş seçiminizi doğru yapmalısınız. Eş seçimini doğru olabilmesi için de çocukluğunuzdan da gelen olumsuz duygularınızı kontrol edebilmeniz gerekir. Sürekli mutsuz, huzursuz bir ortamda büyüyen çocuklar ileride o şekilde yaşayacakları bir eş seçerler. Mutsuzluktan boşanan çiftlerin tekrar başka evliliklerinde aynı sorunları yaşamasının sebebi budur. Hep aynı kişiler beni buluyor diyenlerdenseniz geçmiş duygu haritanıza bakmanız gerekebilir. Her ebeveynin isteği, çocuğunun mutlu olmasıdır. Eğer mutlu bir çocuk istiyorsanız; hayatına saygı duyulan, empati yeteneği kazanmış, mutlu ortamda büyüyen çocuklar yetiştirmelisiniz. Ama hepsinden önce kendi içinizdeki çocuğu yetiştirmelisiniz. Tıpkı Sezen Aksu’nun dediği gibi, ‘Bu kızı yeniden büyütmeliyim’.

Böylece kendi hayatının kontrolünü eline almış bir birey, kendi hayatını kendi kontrolünde yaşayan birey olur.

Hayatın Kontrolü

“Ben tahtını yaptım ama bahtını yapamadım” sözü bu durumda çok da doğru değil. Ebeveynler olarak taht yapmayı bırakıp baht yapmaya soyunmamız gerek. Bahtı güzel olan zaten hayattaki diğer güzelliklerden de faydalanacaktır. Bahtı yapabilmenin tek yolu örnek olabilmektir. Kendi yaşantınızla örnek olamıyorsanız çocuğunuzdan beklentiniz çok büyük olmasın. “Benim dediğimi yap, yaptığımı yapma” burada işlemiyor, üzgünüm…

Nasıl Olur

Örnek bir birey olabilmenin bana göre iki yolu olduğunu düşünüyorum. Buradaki “örnek” kelimesi kesinlikle bir ebeveyn olarak çocuğa doğru davranış biçimini öğretebilmek olabilir. Ebeveyn olmayan bireyler için de, hayattan keyif almanın, mutlu olmanın, sevilen insan olmanın kaynağı olabilir.

Birincisi; yukarıda da uzun uzun bahsettiğim gibi kendi duygusal zekamızı geliştirmek. Bunu yapabilmek için kitaplar okumak, eğitimler almak vs; size sadece duygusal zekanın ne olduğunu öğretir. Hayatınızda uygulamadan ve sizin normalinize dönüşene kadar uygulamaya devam etmeden duygusal zekanın gelişebilme olasılığı yoktur. Eğer uygulama kısmında yardıma ihtiyacınız varsa, benimle iletişim kurabilirsiniz. Sizdeki değişimi A’dan Z’ye önce kendiniz, sonra da herkes farkedecek. Kendinizdeki pozitif değişimin hayat boyu tadını çıkartacaksınız.

Hayatın Kontrolü

İkincisi ise; duygusal zekayı geliştirdikten sonra zor olmayacak, uygulaması çok daha kolay olacak birşey. İçsel ve Dışsal düşünselinizi dengelemek.

İçsel düşünmek demek; herşeyin sebebini kendinizde aramanız, yardım alamamanız, herşeyi kendiniz halletmeniz gerektiğini düşünmeniz diyebilirim.

Dışsal düşünmek ise; her durumda yardım almaktan çekinmeyeceğiniz, hatta işleri başkasının üstüne yıkmak pahasına yardım alabileceğiniz; ve de herşeyin sebebini dışarda aradığınız bir durum diyebilirim.

Denge sağlayabilen insan da çoğunluğu içsel düşünmek olmakla beraber; kendini yıpratmadan, kendini suçlamadan, gerçekten gerektiğinde de yardım almaktan çekinmeyen bir insan olarak yaşabilmektir.

Son olarak değinmek istediğim nokta şu; herhangi bir olumlu/olumsuz olayda kaynağı her zaman ilk önce içsel yani kendimizde aramalıyız. Geçmişe dönük aramaktan bahsetmiyorum. “Benim bu olaydaki sorumluluğum ne; daha iyi ne yapılabilir” vs. sorularını sorabiliriz. Etrafımızdan da tanıdığımız birçok insandan da biliyoruz ki başka insanları ya da olayları suçlayanlar çok. Biz bunu yaptığımızda da farketmemiz zor. Biraz daha kendimizi gözlemleyerek ve adil, sorumluluk sahibi yaşayabilirsek hayatımızı daha da güzelleştirebiliriz.

Hayat mı bizi yaşamaya zorluyor yoksa biz mi hayatı yaşıyoruz?

Kontrolü ele almak hiçbir zaman geç değil!

İlknur Yıldız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir