Others,  People

İnsan Olmanın Özü!

İnsan olmanın özü sizce nedir?

İnsan Olmanın Özü

Bir insan doğar, yaşar ve ölür… Diğer tüm canlılar gibi.

Eski çağlara özlem duyulmasının sebeplerinden birinin birbirimize olan temasın gittikçe azalması olduğunu düşünüyorum. Çok eskilerde bir iletişim aracının bile olmadığı zamanlarda, insanlar birbirleriyle gerçek temas kurarlardı. Şimdilerde 1 saat içinde 10 kişiyle bile temas kurabilirsiniz ama hiçbiri gerçek temas deildir muhtemelen. “Nasılsın?” sorusunun bir cevabı “iyi, senden naaber?” gibi altını dolduramadığımız, sadece cevap vermek için verilen bir cevap oluyor. Temasta olduğumuz birçok insanla muhtemelen menfaatlerimiz için temas kuruyoruz.

Eskiden, iletişim araçlarının bu kadar hayatımıza hükmetmediği zamanlarda, etrafımızda çok az insan olurdu. Onlarla gerçekten sohbet eder, anlaşılır, sağlıklı ve tatmin edici iletişim kurabilirdik. Ama şimdi tüm bunlar için zamana ihtiyaç var ve hepimizde her gün eşit miktarda olan “zaman” artık kimseye yetmiyor. Gerçek bir iletişim için, gerçekten zamanını o an’a, o kişiye tam olarak ayırmak gerek. Şimdilerde ise kimsenin buna vakti yok.

İnsan Olmanın Özü

Peki, doğduk! Doğduğumuzdan yetişkinlik zamanına kadar zaten yaşamayı ailemizden öğrenme dönemimiz. Çok bağımsız olduğumuz söylenemez.

Büyüdük! Yetişkinlik dönemimizde yaşayabilmemiz için çalışmaya, belki aileye, ve bizi meşgul edecek bir şeylere ihtiyaç duyarız. Bunları yapabilmek için de gerçekten aile ile geçirilecek vakitlerden, samimi arkadaş buluşmalarından, gerçek paylaşımlardan ödün vermek zorunda kalırız. Vaktimiz kalmaz çünkü.

Yaşlandık! Artık muhtemelen emekliyizdir. Sağlığımız ve gücümüz yerindeyse vaktimiz var. Fakat eski alışkanlıklardan kurtulmak o kadar da kolay değil! Garipsiyor çoğu zaman insan kendisi için vakit ayırdığında.

Ölüm! Herşeyin bittiği yer… Bütün yaşamın boyunca yaptıklarından mutlu, yapamadıklarından mutsuz olduğun zaman. Yaptıklarından kastım; yaptığın ev, araba, maddi gelir vs değil. Onlar da önemli tabi ki! Ama mutlulukla paylaştığın anlar… Cenazene kaç kişi gelip göz yaşı dökecek? Kaç kişi senin bu dünyadaki yokluğunu hissedecek?

İnsan Olmanın Özü
Günümüzde kaç kişi bu soruların cevabını tatminkar şekilde cevaplar acaba?

İnsan olmanın özü; bana göre yaşadığın mutlu anlar ve bu mutluluğunu gerçekten seninle paylaşabilen insanlar varsa o yaşamın bir anlamı var bence. Bu dünyada varlığının hissedilmesi için paylaşabilmen gerek. Başka mutluluklara ya da üzüntülere şahit olman, o mutlulukları ya da üzüntüleri beraber yaşaman, hafifletmen, gerçek bir iletişim kurabilmen demek. Seninle kurulan gerçek iletişim demek. Yoksa hissettiğin yalnızlık duygusu dışında kazandığın paranın, başarıların, kalpten paylaşılamayan mutlulukların, tek başına üzülmelerin bir anlamı kalmıyor ki.

Duyguları paylaşabilmen, iletişimin en üçten halidir ve bunun için gerçekten zaman ayırman gerek. “Aaaa üzüldün, anlıyorum seni” ya da “Aaaa ne güzel, çok mutlu oldum senin adına” cümleleri boşsa, altını doldurarak söyleyemiyorsan ve en önelisi de söylediğin kişiye gerçekten hissettiremiyorsan ne önemi var ki? Orada paylaşım yok, “ne olur ne olmaz hayatımda bulunsun” hissi var. Ruhunun derinliklerinde yalnızlığı hissettiğin için, yalnız kalma korkusuyla etrafında bulundurduğun insanlar var.

Bazen yalnızlık iyidir ama sen istediğinde iyidir. Hayatında gerçekten paylaşım yapabildiğin insanlar varsa iyidir. Çünkü bilirsin, sen istediğin için şu an yalnızsın. Hayatta gerçekten yalnız değilsin.

Bu hayatı düz bir çizgide yaşamayı tercih eden insanlar var.

Duyguları yaşamayı tercih etmeyen; bir “Yaşanmalılar listesi” ile duygulara hayatında minimum zaman ayırarak, hayatını tamamlamaya çalışan insanlardır bunlar! Bir yapılacaklar listesi hayatıdır o. Fakat o listede mutluluk anları değil, olması gerekenler listesi vardır. Kariyer, evlilik, çocuk, vs… Çünkü duyguları yaşamak ya da paylaşmak korkutucu, zor olabilir…

Bu tarz yaşamayı tercih edenlerin genelde bir koşuşturmacası vardır. Çünkü “Yaşanmalılar Listesi”ni yetiştirebilmeleri için zamanı yetiştirebilmeleri gerekir. Genelde stres yaşarlar. Mutluluk değil de duygusuz stabilliği (ne mutlu ne mutsuz) yaşamayı tercih edebilirler. Sebebi de; duygu yalnızken yaşanamıyor çoğunlukla. Bu kişilerin duygu grafiği sağdan sola doğru düz bir çizgiye benzer. EX olma hali gibi… Yaşam belirtisi yoktur, robotlaşma vardır. Ancak paylaşılırsa anlamlı hale gelir ve paylaşmak için de; paylaşanı dinlemek için de zaman ayırmak gerekir. Bununla beraber kendine güvenen, cesur biri olman gerekir. “Benim hakkımda ne düşünür acaba” çıkmazına girilmemeli! Tam anlamıyla kendinden, kendi değeri açısından emin olmak gerekir.

Duygusuzluk
Bir de tüm duygularını yaşamayı tercih eden, dibe de vuran, havalara da uçan, duygu grafiği dikine zig zaglı yaşamayı tercih edenler vardır.

Bunlar paylaşır. Sadece duygu temelli yaşamak da çok yıpratır. Duygu grafindeki zigzağın yukarıya çıkması için, sürekli bir umut etme halinde yaşamaya sebep olabilir. Bu da tükenmişliğe neden olabilir. Her karanlığın sonu aydınlık ne de olsa değil mi? Bu kişiler nispeten minimum duygularla yaşayan, robotlaşmış kişilerden daha anlamlı yaşıyor görünebilir ama; gerçek anlamı o yoğun duyguların içinde göremez, bulamaz.

Çok Duygusal
Hayat bu ikisi de değildir.

En iyi hali her ikisini harmanlamak tabi… O grafiği orta seviyelerde tutmak, kararında yaşamak ve paylaşmak en ideali. O zaman hayatın anlamı görünür olur, mutluluk daha yakın olur. Hayatın anlamlı ve tatminkar hali işte o zaman hissedilir.

Duygusal Zeka

Yaşamak, yaşamı değerli kılmak, güzel yaşamak, zamanı geldiğinde geriye dönüp baktığın zaman tebessüm edebilmek için neye ihtiyaç var?

İnsan olmanın özü nedir?

İlknur Yıldız