News,  Others,  People,  Post

Kurumlarda Duygusal Zeka Ne İşe Yarar?Nasıl Kullanılır?

Kalıplaşmış iş insanı özelliklerini bir çoklarımız biliriz. İşe duygularını getirme, motivasyonun yüksek olsun, iyi işi kısa sürede çıkar, sorun çıkarma vs vs… Önce bu inançlarımızı, aşağıda açıklayacağım üzere yıkmak gerek! Bunun için de kurumlarda duygusal zeka kavramlarına önem vermek gerek.

Duygusal Zekanın araştırmalarda da görebileceğiniz gibi, artık bir çok insanın da bildiği birden fazla tanımı var. Belki de bu tanımların fazla olması, onu yanlış ya da eksik tanınmasına sebebiyet veriyordur. Ama duygusal zekayı tek bir cümlelik tanıma da sıkıştırmak haksızlık olur. 😊 Ben de kısaca tanımlarsam; duygularının farkında olma ve onları yönetebilme becerisi diyebilirim.

Bireyin duygularını çok iyi tanıması, onların kaynaklarını biliyor olması ve hatta onları yönetebilmesi demek; kendisini çok iyi tanıyor ve yönetebiliyor demek. Kendisini ifade etme becerisi yüksek ve başkalarını da çok iyi anlayabiliyor (empati) ve etkileyebiliyor demek.

Kurumlarda ise;

Bunun kurumlarda nasıl ve neden işe yarayacağına geçmeden önce aşağıdaki tablo ile kısa bir giriş yapmak isterim.

ŞİRKET

EKİP, EKİP, EKİP, EKİP…

İNSAN, İNSAN, İNSAN, İNSAN, İNSAN, İNSAN, İNSAN…

Bir şirket ekiplerin toplamından, ekipler de bireylerin toplamından oluşur. Büyük bir şirket olmak zorunda da değil; tek bir ekip bile bir şirketi oluşturabilir. Dolayısıyla şirket insan faktöründen oluşmaktadır. Hangi alan olursa olsun bir üretim merkezidir. Üretim merkezi olduğundan, şirketler; insan faktörü unutularak inşa edilmiş; şirkete duyguların girmediği, iş dilinin konuşulduğu, sadece üretim ve satışın düşünüldüğü bir çatı olmuş. Çalışan olarak da, robot özellikleri olan insanlar istenmiş ki; sadece iş düşünülen, maksimum ve kaliteli üretime odaklanılsın. Buradaki tek eksik “insan faktörü”nün unutulması. O şirketi oluşturan, can katan, var eden herkes insan. Sadece makineler ile çalışabilecek çağda değiliz henüz.

Bu şirketlerde, üretim kaliteleri, satış oranları düştü; ve şirket kimliklerindeki bozulma sebebi ile, buradaki iş anlayışının değişmesi gerektiğine ikna olundu. Bunun sağlıksız olduğu bilimsel olarak açıklandıktan sonra; çözümün duygusal zekaya önem verilmesi olduğu anlaşıldı.

İnsan faktörünü devreye sokunca da; o şirketi oluşturanların insanlar, insanların benzininin motivasyon olduğu ve motivasyonun da duygulardan geçtiği anlaşıldı. Duygularını doğru kullanabilen şirketlerin çalışan memnuniyeti, bağlılığı, ürün kalitesi, şirket kimliklerinde olumlu bakış açısı ve müşteri memnuniyetinde artış görüldü.

Örnek (Spoiler içerir) :

Tom Hanks’ in başrolünde oynadığı Sully filminde; Sully (Tom Hanks), henüz kalkış yapmış uçağın, motorları kuş sürüsünden dolayı bozulduğundan, en yakın havaalanı yerine nehire indirdiği için araştırılmaya maruz kalır. Kahraman olmak istediği için nehire indirdiği düşünülür. Tüm araştırmalar uçağın en yakın havaalanlarına indirebileceğini göstermiştir. En sonunda Sully yani uçağın pilotu (Tom Hanks) der ki: “Artık ciddi olalım mı? Araştırmalarınızın hepsi bilgisayar hesaplamaları. Siz konuyu biliyorsunuz ve motorların bozulduğunu bilerek, olay olur olmaz uçağı havaalanlarına yönlendirdiniz. Fakat ben pilot olarak, olayı yaşamanın şoku, motorların parçalandığını farketmem, sonra da en doğru kararı alabilme sürem sizin önceden bilip hesaplamalarınızı yaptığınız bilgisayarlar gibi olmuyor. Benim bunu tam olarak idrak edip, aksiyon alabilmeyi başarabilmem süre alıyor. Bu süreyi yani “insan faktörünü” hesaba katıp hesaplar mısınız?” der. Böyle hesaplanınca o uçağın hiçbir havaalanına yetişemediği hesaplamalarla görülür. İnsanın olduğu yerde, insan faktörü dışarıda tutularak hesaplamalar yapılamaz.

Kurumlarda Duygusal Zeka – Sully
Duygu nasıl oluşur?

Şimdi size bir davranış/eylem formülü vereceğim. Bizim davranışlarımızın nasıl oluştuğunun formülüdür bu.

Düşünce+Duygu= Davranış

Eğer düşünce ya da duygu yoksa, eyleme geçmeniz mümkün değildir. Düşünce düşünce olarak, duygu da duygu olarak kalır. Duygu ya da düşüncenin hangisinin önce geldiğinin bir önemi yoktur. Kişiye ve olaya göre farklılık gösterebilir ama eylem için ikisi de gereklidir.

Şimdi gelelim tekrar şirketler için neden duygusal zeka bu kadar önemli hale geldi.

Yukarıda da uzun uzun belirttiğim gibi; insan faktörü şirketi oluşturan ve kurumun çarklarını döndüren tek unsur. İnsan yoksa eylem yoktur. Eylem duygu ile oluştuğuna göre; insanları en doğru şekilde verimli ve kaliteli kullanabilmek ve o çarkların dönmesini en güzel şekilde sağlayabilmek için, duyguyu yönetmeniz şart! Peki neden duyguyu yönetmeli de, düşünceyi değil? Sonuçta eylem için ikisi olmalı değil mi? Duygu ve düşünceyi birbirine bağlı çarklar gibi düşünün; biri değişirse diğeri de değişiyor.

Bir insanın beyninden ortalama bir günde 60 bin düşünce geçiyor. (*Daniel Goleman – Duygusal Zeka)

Bir insan haftada ortalama 300 duygu yaşıyor. (*Anthony Robbins – İçindeki Devi Uyandır)

Sizce hangisini yakalamak, farketmek ve yönetmek daha kolay?

Cevap belli olduğuna göre; nasılına gelelim.

Nasıl bir kurumu/şirketi duygusal zeka bakımından yüksek hale getirebiliriz?

Şirketin oluşumunu bireyden ekibe, ekipten şirkete olarak tanımladık. Fakat şirketin bir kimlik edinebilmesi için o şirketin, tıpkı bir bireyde olduğu gibi, değerlerinin olması gerekir. Şirkete ruh veren, değerleri, amacı ve vizyonudur. Şirkete karakter/kişilik de kattıysanız eğer, o şirket artık canlı bir yapıdır.

Tebrikler! Nur topu gibi bir şirketiniz var!

Ee tabi bu şirketin, doğal olarak duyguları da var. Duygular, değerler ile doğru orantılıdır. Değerlerine olumlu dokunulursa pozitif hissedersin, olumsuz dokunulursa da negatif. Negatif hisseden bir birey nasıl verimli olamazsa, şirket de olamaz. O yüzden de şirketinizin tabi ki olumlu hissetmesini istersiniz. O halde değerlerini bildikten sonra, güçlü yönlerini de biliyorsunuz demektir. Bununla beraber zayıf ve geliştirilmesi gereken yönlerini de bilirsiniz. Bütün bunlarla beraber tam bir karakter sahibi, canlı kanlı bir şirketiniz var. Duygusal zeka şeffaf, dürüst ve açık bir iletişime de vesile olduğundan, zayıf ve geliştirilmesi gereken tarafta bir pürüz çıkarsa, bunun önceden saptanmasına ve olumsuzluğun engellenmesine de vesile olur. Yaralarınızın hepsini bilirsiniz ve size sadece tedavi etmek kalır. Merak etmeyin, bu tedaviyi duygusal zekası yüksek yöneticilerinizin eline bırakın.

Kurumlarda Duygusal Zeka Photo by Christina Morillo from Pexels Duygusal Zeka

Bir şirketi duygusal zekası yüksek bir şirket haline getirmek için tümden gelimi kullanmak gerekir.

İşe alım uzmanlarınızı, üst düzey yöneticilerinizi şirketin değerlerine uygun kişiler ile oluşturarak, ortak amaç ve hedef için çalışan insanlar topluluğu oluşturabilirsiniz. Yani öncelikli olarak üst düzey yöneticilerinize duygusal zeka konusunda önem vermelisiniz. Tümden gelim budur. Ekipten bireye doğru indikçe, akış daha yumuşak geçer. Bu kişiler de kendi ve şirketin değerlerine uygun takım arkadaşları seçer. Böylece şirkette uyumlu ortam yaratılabilir. Duygusal zekası yüksek bireyler insan yönetiminde çok başarılıdır. Çok iyi lider olurlar. Eleştiriye açık oldukları gibi, çok iyi öğrenicidirler.

Bununla bitmiyor tabi. Yöneticiler eğer ki duygusal zekası yüksek kişiler ise, ekiplerini saygılı, empati yapabilen, iletişimi iyi, özgüvenli, özbilinçli, uyumlu, önyargısız, motivasyonu yüksek olarak yönetir. Bunları ekiplerine de bu şekilde aktarır. Çünkü duygular bulaşıcıdır.

Özgüvenli ve özbilinçli insanların, şirketin üst düzey yönetimlerinde, şirketinizi ne kadar yukarıya taşıyabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Motivasyon, eylemin en etkili benziniyse eğer; duygusal zekası yüksek kişiler, duyguları iyi yönetebildiğinden, ekibinin motivasyonunu da maksimum düzeyde sağlayabilirler.

Şirketler, en çok, kriz yönetimlerinde iyi olan yöneticiler seçmek isteyebilirler. İşte tamam! Hala duygusal zekası yüksek kişilere ihtiyacınız var demektir. Çünkü kendi duygularını da, ekibinkileri de, hatta müşterilerinizinkini de iyi yönetebilenler onlardır. Bu sayede çalışan bağlılığı artar, saygı ve güven ilişkisi artar.

Kendini ifade edememe öfkeyi ve belki de şiddeti doğurur.

Duygularını doğru ifade edebilenler, nedenlerini farkedebilenler, hem doğru iletişim kurabilir; hem de çözüme en hızlı şekilde ulaşabilirler. Doğru ve açık bir iletişim de güveni doğurur.

Şirket içi doğru iletişimin yanında bir de partnerler ile ve müşteriler ile doğru iletişimi sağlarsınız. İçeride ne varsa dışarıya o yansır. Bu da şirketinizin sadece iç yönetimde değil, yaptığınız işte, dışarıya karşı da başarınızı ne kadar artırabileceğini tahmin edebilirsiniz.

İş yerinde mutlu olan bireyler işe seve seve gitmek ister. Beraber çalışmaktan keyif alan partnerler sizinle hep çalışmak ister. Yaptığınız işten memnun olan müşteriler sürekli müşteriniz haline gelirler. Mutlu insanlar, güzel işler çıkarır. O güzel işi çıkarmak için de elinden geleni yapar çünkü mutluluğun karşılığı paha biçilemez.

Özetle,

İşe alacağınız insanlar şirketinizin iç mutluluğunu oluşturur. Bu da dışarıya karşı parlamanızı sağlar. Sonuç olarak, duygusal zekası yüksek insanlar mutlu olur çünkü duygularını bilir, farkeder, doğru yönetir. Özgüvenlidir, bilinçlidir, saygılıdır ve empati yeteneği güçlüdür. Değişime kolaylıkla ayak uydurabilirler. Bu da şirketin ömrünü uzatır. Bu insanlar şirkete de bu sıfatları katar.

Her şirketin bir ömrü vardır. Onu yarattınız, ruhunu kattınız ve yaşamasını sağlıyorsunuz. Bununla beraber; uzun yaşamasını istiyorsanız tıpkı bireylerde olduğu gibi, sağlıklı kılmalısınız.

O halde; elemanlarınıza verebileceğiniz duygusal zeka eğitiminin size uzun vadede neler katacağını artık biliyorsunuz. Mutlu bir işyeri ister misiniz?

İlknur Yıldız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir