News,  Others,  People,  Post

Ya Her Bildiğimiz Yanlışsa

Bize öğretilen doğrulardan nasıl emin olabiliyoruz? Bu doğrularla, dünya nasıl bu kadar karışık olabiliyor? Ya her bildiğimiz yanlışsa?

Biz modern dünyada yaşayan, her yaşadığımız çağı yeni bir bilgiyle dolduran varlıklarız. Dolayısıyla da zaman ilerledikçe daha fazla bilgi sahibi olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Bu modern ve uygar topluluğun bir parçası olarak; içinde bulunduğumuz toplum bilgilendikçe, biz de toplumla beraber bilgileniyoruz. Bir gelişmiş versiyonumuz oluyoruz her an, her yeni bilgiyle!

Yaşadığımız sürece her birimiz mutlu olmak isteriz tabi. Peki ya mutlu olmak için bildiğimizi sandığımız tüm bildiklerimiz yanlışsa! Ya tamamen yalan bir temel üzerinden gidiyor ve yalanlarımızı geliştiriyorsak! Bu durumda da gene içinde bulunduğumuz ‘uygar toplum’ yanlış bilgileri geliştirdikçe; biz de o yanlışın bir parçası oluyoruz. Toplum ile hareket ederek, belki de sorgulamadan olduğu gibi kabul ederek! Nasıl olsa birileri sorguladı, test etti ve ‘doğru bilgiye’ ulaştı. Günlük hayatımızda, yaşamamız için zaruri olmayan her bir kalemin en fazla çeşidi bende olsun, en yenisi bende olsun diyerek; alışverişin mutluluk getirdiği, reklamların/medyanın dayattığı mutluluk hapları, gibi bilgilerin topluma işlenmiş olması tuhaf; ama daha da tuhaf olanı biz insanların çok da sorgulamadan olduğu gibi kabul etmemiz bu tuhaf bilgileri. Tuhaf bilgilerle donatılmış bizlerin doğru bildiğimizi düşünmemiz de tuhaf. Temel yanlış olunca tuhaflıklar silsilesi koza gibi sarmış tüm yaşamımızı.

Image for post
ya her bildiğimiz yanlışsa
Toplum Düzeni;

Şu an resmî verilere göre 2020 yılında dünyada 8.3 milyar insan yaşıyoruz. 8.3 milyar insanı yöneten yöneticiler seçiyoruz ya da bir şekilde yönetici oluyorlar. Her yönetici kendi grubunu en iyi şekilde yönetmek istiyor. Her bir bireyin mutlu olmasını sağlamak (idealde) istiyor. Dünyada toplulukları yönetenlerin büyük çoğunluğu da seçimle başa gelmiş kişiler. Bu durumda seçilenlerin yaptıkları değil, seçenlerin tercihleri sorgulanmalı. 8.3 milyar insanın bireysel düşünmeden, topluma ayak uydurma çabası içerisinde olduğundan mı bu şirazeyi tutturamama? Önce topluluklar oluşturma ihtiyacı duyduk, sonra devletler, sınırlar derken, milliyetçilik, gruplaşmalar, ötekileştirmeler arttı. Seçenler toplumun kaderini belirledi. Acaba yanlış temellerden mi kaynaklanıyor insanoğlunun hep bir çatışmanın içinde oluşu; bir türlü mutlu bir toplum ya da birey olmayı başaramamız. Bir yerlerde mutluluğa mani bir şeyler olmasının sebebi olmalı.

Bu kurduğumuz toplumun içinde düzen gerekiyordu. Yasalar oluşturuldu. İdeal mi? Birçok insan memnun değil! Eğitim sistemi oluşturuldu ki hep daha ileriye gidebilelim. İdeal mi? Birçok yeteneğin harcandığı bir sistem. Birçok genç kendi yeteneklerinin farkında değil, hatta daha da kötüsü birçok insan kendisini keşfedemeden ölüyor. Kendini keşfetmek büyük bir konu olmamalı. Sonuçta her birey özgün ve sadece kendisi, kendisini en iyi tanıyabilir. Kendisi dahi tanıyamıyorsa buralarda bir yanlışlık olmalı. Erken yaşlarda farkedilen, sonra da yeteneğinin doğrultusunda gelişen; en iyi yapabildiğin, yaşayabildiğin hayatı yaşamak gerekmez mi? En hızlı ve başarılı ileriye o şekilde gidilmez mi? Herkese kalıplaşmış aynı eğitimi verince ne kadar başarılı olunabilir?

Birey Yetiştirmek;

Neden ebeveynler çocuklarının başarısız olduğu alanlarda özel takviyeler vermek yerine, başarılı oldukları alanda vermiyorlar? Uzmanlık seçebilmek hayatının 1/4ünü tamamladıktan sonra gerçekleşebiliyor. O zamana kadar eğitim alıyoruz. Kaç kişi kendinden çok emin bir şekilde uzmanlığını seçebiliyor dersiniz? Ki yetenekler çocuk yaşlarda belli olabiliyorken? Geriye verimli geçirebileceğin 2/4ü kalıyor. Sonra da hayatının son 4üncü periyodunda da sağlıklı ve formda kalabiliyorsan ne mutlu!

Potansiyel muhteşem matematikçiler, fizikçiler, tarihçiler, ressamlar vesaire belki de; kendi yeteneklerini farkedemeden, bir de üstüne hiç ilgilerini çekmeyen dersler sebebiyle, ortalama mezuniyetle, ortalama bir birey oluyorlar. Çocuklar büyüyünce kendilerini daha iyi tanımak ya da mutlu oldukları, başarılı olabilecekleri alana yönelmek için, ebeveynlerine geri soruyor ‘ben küçükken ne yapmayı severdim’ diye. Makarayı geri sarmaktansa, baştan farkedilse zaman kaybı engellenmiş olmaz mı? Mutluluk daha erken elde edilir. Her çocuk bireydir ve ebeveynler tarafından birey olmalarına da izin verilmeli. Bazı ebeveynlere bakıyorum da çocuklarına; “ben çocuğumu şehir dışına göndermem”, “ileride şu meslekleri yap bak geleceğin meslekleri bunlar ya da rahat edersin” gibi cümleleri o kadar çok duyuyorum ki!

Toplumdan önce en küçük topluluğa, yani aileye baktığımızda bazı ebeveynler; çocuğun yaşamına saygı duymadan; kendi hayatlarında yapamadıklarını ya da hayallerinde yaşattıkları hayatı çocuklarına empoze etmeye çalışan kişiler. Bu çocuklar büyüdüklerinde, muhteşem beyinlerini ebeveynlerin doğrularıyla doldurup; belki de kendi karakterlerine uymayan doğruları, hayatları yaşamaya çalışacaklarından, uyumsuzluk yaşayacaklarından; ne kadar mutlu bir hayat yaşaması beklenebilir ya da kendilerinin, yeteneklerinin ne kadar farkında olması beklenir? Baştan verilen eğitim-öğretim ne kadar ideal?

Image for post
ya her bildiğimiz yanlışsa
Kişiliğimizin doğrulara etkisi;

Belki hırslarımız, belki zayıflıklarımız bizim evrenimizi yok eden. Biz tüketmeye mi geldik acaba, yoksa zihnimiz bir sürü yanlış bilgiyle bloklandığından, doğrusunu bilmediğimizden mi bu zararlarımız? Bilmediğin şeyin farkına bile varamazsın. Bilmiyorsan senin için hiç var olmamıştır. Doğruyu bilmiyorsak o doğrular hiç var olmadı demektir. Eğer aldığımız bilginin temeli yanlışsa ve onu geliştirdiysek ne fena. Onun doğru olduğunu düşündüğümüzden gerçek doğrulara kendimizi kapatmış olabiliriz. Bildiğimizin doğru olduğunu düşünmek bizi yanlış yapan belki de!

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan en büyük yeteneği alet yapma becerisi deniliyor. Ya buna ihtiyacımız yoksa, ya yanlış biliyorsak! İnsan doğadaki çoğu canlıyla iletişim kurmayı başarabilen; kendi içinde ve doğada kurabildiği doğru iletişim sayesinde zarar görmeden yaşayabilen bir canlı. Alet yapıp doğaya çoğunlukla zarar vermek yerine; doğayla, diğer canlılarla iletişim becerimizi güçlendirerek dünyanın hakimi olmakla beraber; doğayla uyumlu, zararsız bir yaşam sağlamış olmaz mıyız? Fakat iletişim yeteneğimizi güçlendirmek yerine gittikçe daha da zayıflatıyoruz gibi. Dinlemeyi beceremeyen, dolayısıyla anlamayı başaramayan bireyler dolu. İletişim eğitimleri çok talep görüyor. Halbuki doğal olarak yapabildiğimiz bir yeteneğimiz olmalı bu.

Image for post
ya her bildiğimiz yanlışsa

Üstün olduğumuzu düşünüp evrene tepeden bakarak, evreni sömürerek yaşamak yerine; mütevazi olup evrenin parçası olmayı, tepeden değil de içinden bakmayı denesek! Negatif duygularımızın (hırs, kıskançlık, kızgınlık vs) bizi yönetmesindense biz onları yönetsek! Böylece mutlu olmak için edindiğimiz her yanlış bilgiyi, iyi niyetli ve güzel duygularla dolu doğrularla değiştirerek; daha iyi bir ortam ve bilgi topluluğu oluşturabiliriz. Yansıttığımız her duygu bulaşıcı olduğundan, çığ etkisiyle çoğalan mutluluk, doğru yollarla edinilmiş doğru bilgiler, tüm evreni sarar belki. Bireysel olarak başlamalı her şeye. Bireysel kazanımlar, toplumları etkiler.

İlknur Yıldız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir